Okur-yazar mısınız Yoksa Okuyamaz mısınız ?

Hayatta ve okul hayatında başarı ‘verimli okumaktan’ geçer. Okuyan, okuduğunu anlayan, anladığını düzgünce anlatabilen, yorumlayabilen, diğer bildikleriyle anlamlı bağlantılar kuran bireylerin başarı katsayısı yükselir. Bu anlamda okuma alışkanlığının yerleşebilmesi için okul öncesi eğitime çok önem vermemiz gerekiyor. Sadece anaokulu gibi çocukların evden uzakta eğitilmesi değil aile içinde, evde çocukların anne-babayla iletişim halinde hayata hazırlanmalarında da okumak çok önemli..

Okur yazarlığın genel tanımı: Bir dilin yazılarını okuyabilme, okunan ögeleri algılama ve kavrama yeteneğine sahip olunmasıdır. Günümüzde okur-yazarlık iletişimin bir parçasıdır. Bir dili bilip, konuşabilmenin yanı sıra iletişim kurabilmek için yeterli derecede okumayı ve yazmayı bilmek gerekir.



Okur-yazarlık

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü olan Unesco’nun tanımına göre okur yazarlık; Değişik türdeki yazılı kaynakları, kayıtları kullanarak tanımlama, anlama, yorumlama, bir araya getirme, iletişim kurma ve hesap yapma yeteneğidir. Toplumun geniş bir kitlesine hitap edebilmek, bilgisini ve gücünü geliştirerek hedeflerine ulaşması için bireye olanak veren olgudur. Okur yazarlığı artırmak için her yıl 8 Eylül günü ‘Dünya Okuryazarlık Günü’ olarak kutlanır.

Gelişen dünyada okur-yazarlık tanımı da eskisi gibi değil. Okuma yazma öğrenmiş olmak ‘işlevsel okur-yazar’ olduğunuzu göstermiyor. Eskiden okuma yazmayı en basit şekliyle yapabilenlere ‘okur-yazar’ denilirken şimdi ‘işlevsel okur-yazarlıktan’ bahsediliyor. İşlevsel okur-yazarlık; okuma, yazma, aritmetikle elde edilen bilgilerin günlük hayata uyarlanması, kişilerin bilgi, birikim ve becerilerini sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda kullanabilmesi, iletişim becerisini geliştirmesi, okuduklarının en az %70’ini doğru anlamasını gerektiriyor.

Türkiye’de yıllar içinde okur-yazarlık oranı yükselmiştir. ‘Haydi Kızlar Okula ve Baba Beni Okula Gönder’ gibi kampanyalarda özellikle okula dahi gönderilmeyen ve okuma yazma hakkından mahrum kalan çocuklar için etkili olmuştur. Herkese eğitim eşitliğinin sağlanması medeniyetin de bir gereğidir. Yine de gelişmiş ülkelerin %99,9’luk okuryazarlık oranlarına baktığımızda daha çok mesafe almamız gerektiği anlaşılmaktadır. Üstelik okur yazar olmak dışında okuyan kişiler haline gelmemiz için okuma alışkanlığını benimsememiz de gerekmektedir.

Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır ?

İnsan alışkanlıklarının çocuğudur. Alışkanlıklar hangi alanda gelişirse kişinin ilerleyeceği yönde o ölçüde farklılaşır. Alışkanlıkları oluşturmak kolay olmasa da sürekli tekrarlar sayesinde ihtiyaç haline dönüşürler. Diş fırçalama alışkanlığını ele alalım: Öncelikle zorlanma olabilir fakat sonrasında yani alışkanlık oluştuktan sonra diş fırçalamak ‘olmazsa olmazların’ arasına girer ve ihtiyaca dönüşür. Kitap okuma alışkanlığı içinde aynı ritüeller geçerlidir.

Okuma Alışkanlığı Ne Kazandırır?

• Kitap okuma alışkanlığını benimseyen, farklı yazı tiplerini (Öykü, deneme, masal, inceleme, araştırma, tarih, bilim vs.) okuyan kişilerin olaylara bakış açılarının genişlediği, tek yönlü düşünmediği ve vizyonlarının da geliştiği görülür.

• Okuma sevgisine sahip insanlar; hayatlarını daha iyi değerlendirip, geliştirme gücünü kendilerinde bulurlar.

• İyi okuyucular, sosyal hayatta karşılaşabilecekleri durumları öncesinden tahmin edebilirler. Kİtaplar yol gösteren pusulalar gibidir.

• Normal şartlarda karşılaşamayacağımız pek çok durum, insan, ülke hakkında bilgi ve fikir sahibi olabiliriz. Bu ise bizim düşünce becerimizi geliştirir.

• Kitap okuma alışkanlığı kişinin karakterinin şekillenmesini, bilgi ve becerilerinin artmasını sağlar.

• Zihin kapasitesini ve kavrama gücünü geliştirir. Kişinin görmediği, farketmediği pekçok şey görünür hale dönüşür.

• Kelime dağarcığını artıracağı için kişinin kendini, bildiklerini ifade etmesini kolaylaştırır.

• Gözlem ve empati yeteneği artar. Dolayısıyla kişinin iletişim becerileri gelişir.

Okuma sevgisi gelişmiş insanlar olgun okuyucular olarak karşımıza çıkar. Ünlü düşünürlerden Montaigne olgun okuyucular için şöyle demiştir: ‘ Olgun bir okuyucu çoğu kez başkasının yazdıklarından yazarın düşünmediği güzellikler bulur, okuduklarına daha zengin anlamlar ve renkler kazandırır.’ Bu söz bize okuma ve düşünme becerisi arasındaki ilişkiyi açık şekilde göstermektedir.

Okuma becerisini geliştirmek için neler yapabiliriz?

Elbette öncelikle ilk çocukluk yıllarından itibaren çocuklarımıza kitap okumalıyız. Çocuklarımızın bizi kitap okurken görmesi onların kitaplara daha sevecen yaklaşmasını sağlayacaktır.

Okuma becerisini geliştirmek disiplinle olur. Sadece hobi olarak kitap okumak değil, kitap okumaya özel vakit ayırmak gerekir. Her gün 15 dakika dahi olsa kitap okumaya düzenli zaman ayırmak okuma disiplinini geliştirir.

Okunan metinler üzerine düşünmek ve konuşmak okuma zevkini artırır. Kişinin ilgisini çeken konulara yönelik okuma yapılması alışkanlığa dönüşmesini kolaylaştırır. Düşünmeden okuma yapıldığında ya da okunan metin üzerinde düşünülmediğinde kişinin belleğinde yer etmez ve okunanlar körelir, çabuk unutulur. Einstein’in söylediği gibi ‘ Çok fazla okuyan ve beynini çok az kullanan bir adam, basit düşünmenin tembel alışkanlıklarının izinde kalır.’
Okuma seviyesinin üzerinde kitaplar okumamak da diğer bir seçenektir. Daha basit dille yazılmış, yazı karakterleri büyük, satır aralıkları geniş kitaplar gözü ve beyni yormadığı için okunması daha kolaydır.
Gazete, dergi gibi süreli yayınları okumakta okuma alışkanlığının gelişmesine katkıda bulunur ve genel kültürün artmasını sağlar.
Okuma sevgisi ve zevki yine okumayla gelişir. Pek çok insan daha güzel bir gelecek için için çalışır, daha iyi bir gelecek ister. Bu geleceği kuracak olan kişilerin iyi okuyucular olması bilgilerini artıracağı gibi bildiklerini de daha iyi ifade etmelerini sağlayacaktır. Geleceğin geçmiş gibi olmasını istemiyorsak; okuyalım..

Sevgiler
Öznur Karaeloğlu


Paylaş